Duyurular

 

 

1959’da Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin “Londra ve Zürih Antlaşmaları” ile garantör ülke oldukları Kıbrıs, kısa bir dönem barış içinde yaşayabilmiştir. Yunan ve Rum fanatiklerinin “Megali İdea”, “Akritas” ve “Enosis” hayalleri neticesinde bu barış havası kısa sürmüş ve Kıbrıs Türkleri tarihin gördüğü en büyük baskı ve şiddete maruz kalmışlardır. Kıbrıs Türklerinin şanlı direnişi ve Türkiye’nin uluslararası hukuktan kaynaklanan meşru müdahalesi ile 1974 yılında bu zulme bir dur denmiştir…
 
Tarihin her döneminde nerede bir mazlum varsa yarasını saran Türkiye, doğal olarak Kıbrıs Türklerini, can bildiği kardeşlerini de bir başına bırakmamış ve gözü dönmüş Rumlara karşı şanlı bir zafer kazanmıştır. Türkiye,  20 Temmuz 1974’te,  bu haklı ve yerinde müdahaleyi yapmamış olsa şu an Kıbrıs’ta tek bir Türk unsur dahi kalmamış olacaktı. Tarihi katliamlarla, soykırımlarla ve sömürgecilikle dolu olan Avrupalılar ve onların şımarık çocukları Yunanlılar ve Rumlar Kıbrıs’ta da benzer bir politika takip edecekler ve Kıbrıs adasından Türkleri sileceklerdi.
 
1974 yılı koşullarında dahi Kıbrıs Türkleri’ne sahip çıkan Türkiye, günümüzde de bu kararlı tavrını sürdürmektedir. Anastasiadis başta olmak üzere Rum siyasetçilerinin sıklıkla dillendirdikleri “Sıfır Asker-Sıfır Garanti” söylemlerine, Türkiye asla itibar etmemektedir. Rum faşizmine karşı itidalli ve rasyonel bir yaklaşım benimseyen Türkiye, Kıbrıs Türkü’nü bu haklı davasında asla yalnız bırakmayacaktır. Rumların bu şımarık söylemlerinin arka planında Yunanistan ve Avrupa Birliği’ni arkasına almış olmanın özgüveni yatmaktadır. Fakat ekonomik sorunlarla boğuşan Yunanistan ve dağılmanın eşiğine gelmiş Avrupa Birliği’nin aslında kendilerine dahi faydaları kalmamıştır. Bu durum bir Erzurum deyişini akla getirmektedir: “Ben umaram bacımdan, bacım ölir acından…”
 
Kıbrıs’ın eşit ve ortak sahibi olan Kıbrıs Türleri, barışı ve çözümü isteyen hoşgörülü tavrını tarihin her döneminde ortaya koymuştur. Her türlü haksız ve gayrimeşru politikaya karşın direnmiş ve barıştan yana olan tavrını sürdürmüştür. Fakat Türkiye ve Kıbrıs Türkleri’nin tüm bu iyi niyete rağmen, Yunan ve Rum tarafı her zaman çözümsüzlükten ve çatışmadan yana olmuşlardır. İşte son zamanlarda Doğu Akdeniz’de yaşanan gelişmeler de bu tarihsel bakış açılarının tezahürü niteliğindedir.
 
Kıbrıs’ın tek hâkimi olduğunu zanneden Rum ve Yunan tarafları, Kıbrıs Türkleri’nin hak ve çıkarlarını yine gasp etme eğilimindedirler. Doğu Akdeniz’deki tek taraflı hidrokarbon faaliyetleriyle Kıbrıslı Türklerin doğal kaynaklar üzerindeki asli haklarını hiçe saymaya çalışan Rumlar, yine karşılarında Türkiye’nin kararlı ve dik duruşunu bulmuşlardır. Kıbrıs Türklerinin  ve Kıbrıslı  Rumların; “Ada’nın eşit ortakları  olarak,  eşit haklara sahip oldukları hidrokarbon kaynakları  konusunda, gelir paylaşımı dahil  iş birliği yapmalarını ve bu kaynaklardan eşzamanlı olarak birlikte yararlanmalarını” resmi kanallarla öneren Türkiye, son derece adil ve hakkaniyete uygun bir dış politika stratejisi izlemektedir.
 
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Türkiye’nin ayrılmaz bir bütünüdür. Jeopolitik ve jeostratejik açıdan Doğu Akdeniz’in kalbi niteliğindeki Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Türkiye’nin güvenliği ve ekonomik çıkarları açısından son derece hayati bir konuma sahiptir. Doğu Akdeniz’de son dönemde yaşanan gelişmeler bir kez daha göstermiştir ki; “Yerli ve Milli Savunma Sanayi” söylemi ve bu kapsamda atılan adımlar son derece yerindedir. ASELSAN demek Kıbrıs’ın teminatı demektir, TAİ demek Kıbrıs’ın geleceği demektir. Yine Rusya’dan alınan S-400 füzelerinin de Türkiye için ne denli önemli olduğu Doğu Akdeniz’de yaşanan son gelişmeler üzerinden okunabilir. Türkiye’deki kimi akl-ı evvellerin muhalefetlerine rağmen, savunma sanayi alanında yaşanan bu büyük devrim, hem Türkiye’nin hem de Kıbrıs Türkü’nün geleceği için atılmış en önemli adımlardan birdir.
 
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Yunanistan ve Avrupa Birliği bilmelidir ki; tarihin akışını endişeli gözlerle izleyen, etken değil edilgen konumda olan bir Türkiye yok artık karşılarında! 15 Temmuz’un 3. sene-i devriyesini yâd ettiğimiz bu günlerde, Türkiye’nin bambaşka bir ülkeye dönüştüğünün farkına varmaları gerekmektedir. Ömer Halisdemir’lerin, Fethi Sekin’lerin, Eren’lerin yurdu olan Türkiye, Kıbrıs söz konusu olunca da oldu-bittilere asla boyun eğmeyecek, kararlı ve dik duruşunu sürdürmeye devam edecektir.
 
Bu vesileyle Kıbrıs Barış Harekatı’nın 45. Yıldönümünü en içten dileklerimle kutluyor ve Mücahit Kıbrıs Türkleri’ni saygı ve muhabbetle selamlıyorum. Yavru vatanımızı korumak adına şeksiz şüphesiz bir imanla mücadele eden, aziz şehitlerimiz ile gazilerimizi minnet ve şükranla anıyorum.
 
                                                                                                                                                             Prof. Dr. Yusuf TEKİN
                                                                                                                                  Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Rektörü